Kas 26 2008

Prostat Kanserinde Et ve Süt Riski

Posted by admin in Sağlık
Fazla et ve süt tüketiminin prostat kanseri riskini artırabileceği ortaya kondu.
İngiltere’de yapılan son araştırma, fazla et ve günlük süt ürünü tüketiminin prostat kanseri riskini artırabildiğini ortaya koydu.

Oxford Üniversitesi ekibinin 9 bin erkek üzerinde yaptığı 12 araştırmaya göre, et ve günlük süt ürünleri tüketimi, hücrelerin büyümesini sağlayan ensülin benzeri Growth Factor-1 (IGF-1) hormonunun seviyesini yükseltebiliyor.

Kanlarında yüksek oranda IGF-1 bulunan erkeklerin prostat kanserine yakalanma olasılığının, diğerlerine göre yüzde 40 oranında fazla olduğunu belirleyen araştırmacılar, çok miktarda et ve günlük süt ürünü tüketenlerde IGF-1 seviyesinin yüzde 15 oranında yüksek olduğuna tanıklık etti.

Araştırmanın başında bulunan Dr. Andrew Roddam, IGF-1 seviyesinin yüksek olmasının sadece prostat kanseri riskini artırmakla kalmadığını, aynı zamanda tümörlerin yayılması riskini de çoğalttığını belirtti.

Çocukların ve gençlerin gelişiminde kilit rol oynayan IGF-1, yetişkinlerde hücrelerin büyümesi ve gelişimini düzenlemekle kalmıyor, ayrıca doğal yaşam döngülerinin sonuna gelen hücrelerin ölümüne engel oluyor.

Kas 26 2008

Çocuk Odalarındaki Teknolojinin Zararları

Odasında bu ürünlerden bulunan çocuk, uyumak yerine onlarla vakit geçirdiği için kalp hastalığı riski artıyor.
Amerikan Kalp Derneği, odalarında teknolojik ürün bulunan çocukların, bunlara çok vakit ayırmaları ve iyi uyuyamamaları nedeniyle kalp hastalıkları riskinin arttığı uyarısında bulundu.

Ailelerinden ve okuldaki arkadaşlarından gördükleri ya da sahip olduğunu anlattıkları dijital cihazları isteyen çocuklar, kısa sürede odalarını teknoloji mezarlığına çeviriyorlar ve söz konusu cihazlar dolayısıyla çocuklar sağlıklı uyuyamıyorlar.

Amerikan Kalp Derneğinin hazırladığı raporda, 13-16 yaş arası çocukların günde 6,5 saatten az uyuması halinde, onları gelecekte yüksek tansiyon gibi sorunlar beklediğine dikkat çekildi.

Raporda, çocukların bu sorundan kurtarılması için yatak odalarındaki teknolojik istilanın durdurulması isteniyor. Bunun için ailelerin, çocuklarının yatak odalarından; bilgisayar, bilgisayar oyun konsolları, cep telefonları ve mp3 çalarlar gibi cihazları uzaklaştırmaları gerekiyor.

Araştırmaya göre, çocukların büyük bölümü, 8-9 saatlik uyku yerine geç saatlere kadar ya da gecenin bir yarısı kalkarak televizyon izliyor, müzik dinliyor veya arkadaşları ile mesajlaşıyor ve vücudun ihtiyacı olan uykuyu alamıyor.

Minnesota Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümündeki bazı araştırmacıların raporuna göre de odalarında televizyon bulunan çocuklar, bulunmayanlara göre daha çok abur cubur tüketiyor ve daha az fizik kültür aktivitesinde bulunuyor.

Kas 24 2008

Kanseri anlamak için yeni yöntem

Posted by admin in Sağlık
Kanserin yayılma sürecine ışık tutacak bir yöntem fareler üzerinde başarılı oldu.
Amerikalı bilim adamları, deney farelerinin iç organlarını adeta bir pencere gibi gösterecek bir yöntemle kanserin yayılma sürecine ışık tutmayı umuyor.

Nature Methods dergisinde yer verilen bir araştırmaya göre bilim adamları, bu yöntemi kullanarak 21 gün boyunca bir deney faresini yaşatmayı ve meme kanseri hücrelerinin yayılma sürecini incelemeyi başardılar. 

İngiltere’de Kanser Araştırmaları Derneği Cancer Research UK, bunun insanlarda “metastaz” diye tanımlanan ve kanserin ilk oluştuğu organdan başka yerlere sıçraması sürecinin anlaşılmasında büyük fayda sağlayabileceğini söylüyorlar. 

Kanserlerin bir çoğunda, hasta ilk tümörden değil, bu tümörün başka organlara yayılması sonucu hayatını kaybediyor. Ancak buna sebep olan metastaz süreci, pek az biliniyor. 

Uzmanlar, bunu kısmen metastazın yeterince gözlenememesine bağlıyor. 

Kanser hücrelerinin laboratuar ortamındaki hareketleri, organlar üzerindeki davranışlarından tamamen farklı olabiliyor.

Geçmişte denenen yöntemlerde, farenin derisi kaldırılarak mikroskop altında kanser hücrelerinin tutumu izleniyordu. Ancak bu şekilde metastazın bir kaç günde ya da haftada gerçekleşmesi nedeniyle ve farenin yaşam süresi yetmediğinden verimli sonuç alınamıyordu. 

Yeni teknik kapsamında, deney faresinin vücuduna bir tür lamel yerleştiriliyor, bu sayede hem kanser hücreleri gözlemlenebiliyor hem de fare hayatta tutulabiliyor.

Kas 24 2008

Prostat Kanseri

Posted by admin in Sağlık
Uzmanlar, 50 yaşın üzerindeki erkeklerin yılda bir defa PSA yaptırması gerektiğini belirtti.
Türk Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Tarık Esen, Türkiye’de her 12 erkekten birisinin prostat kanserine yakalandığını belirterek, 50 yaşını geçen erkeklerin yılda bir kez muayene olmaları gerektiğini bildirdi.

BATIDA 7-8 ERKEKTEN BİRİ PROSTAT KANSERİ

Antalya Belek’te düzenlenen 20. Ulusal Üroloji Kongresi’ne katılan Türk Üroloji Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof Dr. Tarık Esen, batı toplumlarında 7-8 erkekten birinin prostat kanserine yakalandığını ifade etti.

TÜRKİYE’DE 12 ERKEKTEN BİRİ PROSTAT KANSERİ

Esen, Türkiye’de ise 12 erkekten birisinin prostat kanserine yakalandığını belirterek, ’50 yaşın üzerindeki erkeklerin yılda bir defa PSA denilen kan muayenesiyle parmak muayenesini yaptırması gerekiyor. Ailelerinde prostat kanseri olanlarsa 40′lı yaşların başından itibaren muayene yaptırmalılar’ dedi.

PARMAK MUAYENESİ ŞART

Bazı erkeklerin PSA muayenesi normal çıkınca, parmak muayenesini yaptırmak istemediğini vurgulayan Esen, PSA muayenesinin normal çıksa bile parmak muayenesinin mutlaka yapılması gerektiğini belirtti. 

Esen, prostat kanserinin önlenmesinde bilinen bir yöntem olmadığını, ancak zeytinyağı ve soya tüketiminin hastalık riskini azalttığını ifade etti. 

Esen, ‘Önemli olan hastalığı erken fark etmek. Kanser erken fark edilip tedavi edilince, hayatınızın sonuna kadar bir daha bu hastalıkla karşılaşmama gibi bir şansınız olabilir’ diye konuştu. 

SIK İDRARA ÇIKMA, SORUN BELİRTİSİ 

Türkiye’de 50 yaşını geçen ortalama her üç erkekten birinin idrar problemi olduğunu ifade eden Esen, ancak her idrar sorununun tedavi gerektirmediğini söyledi. 

Prof. Dr. Esen, ürolojinin, iki saatten daha az sürede idrara çıkılması durumunda sık idrar rahatsızlığı olduğunu kabul ettiğini kaydederek, ‘Gündüz 8 defadan fazla, gece de 60 yaşından sonra bir defadan fazla idrara kalkma, sık idrar sorunu var anlamına gelir’ dedi. 

Sık idrar yapma ihtiyacının hastalık belirtisi olabileceğini vurgulayan Esen, şeker, parkinson ve MS gibi mesaneyi etkileyen sinirsel rahatsızlıklarda da sık idrar şikayetinin olabildiğini anlattı. 

Prof. Dr. Esen, bazı hastaların da psikolojik sorunları dolayısıyla dönemsel sık idrar sorunu yaşadıklarını ifade etti. 

SİGARA TETİKLER

İdrarı tutarak sıkışık durumda beklemenin belirlenmiş bir zararının olmadığını söyleyen Esen, ancak mesanenin aşırı gerilmeye bırakılmaması ve sık sık boşaltılması gerektiğini belirterek, mesanenin böbrekler için supap vazifesi gördüğünü kaydetti. 

Sigara kullananların mesane kanserine yakalanma riskinin de yüksek olduğunu anlatan Esen, ‘Mesane kanserine yakalanan her iki kişiden birisi ciddi sigara tüketicisidir. Kadınlarda iki kişiden birisi, erkeklerde ise 3 kişiden birisi sigara bağımlısıdır’ dedi.

Kas 24 2008

Mide ve Gırtlak Kanseri

Posted by admin in Sağlık
Sigara ve içki içenlerin mide ve gırtlak kanserine yakalanma riski içmeyenlere oranla daha yüsek.
Alkol ile sigaranın, mide ve gırtlak kanseri riskini artırdığı bildirildi. 

Hollandalı uzmanların, “American Association for Cancer Research”ün Washinton’daki toplantısında sunulan araştırmasına göre, sigara ve içki içenlerin gırtlak veya mide kanseri olma riski, hiç içmeyenlere oranla daha yüksek.

Araştırmaya katılan uzmanlardan Maastricht Üniversitesi epidemiyolojisti Jissie Steevens, sigara kullananların mide ve gırtlak kanserinin yanı sıra yemek borusu kanseri olma riskinin de yüksek olduğunu belirtti. Stevens, sigara içenler için bu üç kanser arasında en büyük tehdidin ise gırtlak kanseri olduğunu ifade etti.

Araştırmanın, mide kanseri riskinin ortaya çıkarılması amacıyla 120 bin kişi üzerinde 20 yıldan uzun sürede yapılan kontrollerle sonuca ulaştırıldığı açıklandı.

Kas 24 2008

Düzenli Uyku ve Spor

Posted by admin in Sağlık

 

Düzenli uyku ve sporun kadınlarda kanser riskini azalttığı bildirildi.
ABD’de yapılan araştırma, spor yapmanın kadınlarda kanser riskini büyük ölçüde azalttığını ancak az uykunun sporun faydalarını yok edebileceğini gösterdi.

Araştırmaya 6 bin kadın katıldı. Bu kadınlardan yoğun spor yapanlarının kansere yakalanma riskinin hafif fiziksel faaliyette bulunanlara göre yüzde 25 az olduğu belirlendi.

Ancak spor yapan ve gece 7 saatten az uyuyan kadınların kansere yakalanma riski gece düzenli uyuyanlara göre yüzde 47 fazla çıktı.

ABD Ulusal Kanser Enstitüsü’den James McClain, sporun meme ve kalın bağırsak kanseri de dahil olmak üzere tüm kanser türlerine yakalanma riskini azalttığını ancak az uyumanın hormonlar ve metabolizma üzerinde ters etki yapabileceğini belirtti.

Araştırma, Amerikan kanser araştırma derneğinin desteklediği Washington’da düzenlenen bir konferansta sunuldu.

Kas 23 2008

Aft Nedir

Posted by ahmet in Sağlık

AFT TARİFİ

Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir. Read entire article.

Kas 23 2008

DİŞİ SİVRİSİNEK SOKTUĞUNDA

Posted by admin in Din ve İslamiyet

 

DİŞİ SİVRİSİNEK SOKTUĞUNDA


Şüphesiz Allah bir dişi sivrisineği de, onun üstündekini de örnek vermekten çekinmez. Böyle bir durumda inananlar bunun Efendilerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise “Allah bu örnekle neyi amaçlamış?” derler. O bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da doğruya iletir. O bununla sadece sapkınları saptırır.

2 Bakara Suresi 26

Birçok Kuran çevirisinde bizim “dişi sivrisinek” diye tercüme ettiğimiz ifadenin sadece “sivrisinek” diye tercüme edildiğini görebilirsiniz. Arapça’da dişilik ayrıca “dişi” kelimesiyle değil, kelimenin içindeki bir takıyla belirtilmiştir. Bazı çevirmenler bu takıyı çevirilerinde vurgulamayıp, sivrisineği dişilik takısını belirtmeden sadece “sivrisinek” olarak çevirmişlerdir. Kitabın bu bölümündeki incelememiz, Kuran’ın her takısının, her vurgusunun nasıl yerli yerinde olduğunu, ayette sivrisineğin dişisine dikkat çekilmesinin inceliğini gösterecektir.

Sivrisinekler genelde kan emen ve kan ile beslenen bir canlı türü olarak bilinmektedir. Bunun sebebi insanların çevrelerindeki sivrisineklerin varlığına, sivrisineklerin kanlarını emmek için kendilerine yaklaştıkları zaman tanık olmalarıdır. Oysa sivrisineklerin tamamı değil sadece ve sadece dişileri kan emer. Bu yüzden bizim sivrisinek diye nitelendirdiğimiz varlık, aslında dişi sivrisinektir. Read entire article.

Kas 23 2008

MSN’de gezenler şimdi iyi dinleyin

Posted by muhammed in Bilgisayar, İlginç Bilgiler

MSN bazı durumlarda keder verir. “Ben silinecek insan mıyım ya!” diyerek odaya dalar bir arkadaş. Gel de teselli et!

Bir başkası selama karşılık vermez, öteki aylardır çevrim dışı, hayırdır inşallah! Sonra anlarsınız ki kırmızı bir çizgi çekmiş üzerinize, basbayağı engellemiş sizi.

Vay hayırsız vay! Sanal âlemin dertleri işte! Bir taraftan ne hoş aslında, yüz yüze dönen iki küçük mavi yeşil adam, kocaman bir dünyayı önünüze açıyor; bütün arkadaşlar orada; ama o dünya aynı zamanda başınıza iş açıyor. Şifrenizin kırılması, mailinizin patlatılması da bir dert; ama asıl dert, meşgul olduğunuza bir türlü inanmayan ‘geveze’ arkadaşlar. Öyledir işte, biri hiç konuşmaz, öteki susmak bilmez. Sonra bir başkası hiç ortalarda yokken bir köşeden ‘ce’ yapar, ses var görüntü yok! İsterse yazar, istemezse yazmaz, nasıl bir sinsiliktir bu? Bir de akrabalarla hep aynı monotonlukta devam eden muhabbetler vardır, “‘Nasılsın kuzen?’ ‘İyidir.’ ‘Sen?’ ‘Ben de iyiyim’. ‘Evdekiler nasıl?’ ‘Onlar da iyi.’ Ertesi gün yine aynı sözler, değişen bir şey yok. Yahu bu MSN de yakınlaştırayım derken koparıyor mu yoksa? Bak bir tanesi şefkat bekliyor şimdi, hem online görünüyor hem de “Çok kızgınım bana dokunmayın” diyor. Ne acıklı bir durum! Belli ki ilgi bekliyor; ama kim çekecek nazını?

MSN’de gezenler, gözlerini süzenler şimdi iyi dinleyin, bu âlemin de bir adabı, ahlakı var, arkadaşlar üzülmeyecek, naz niyaz çekilecek, öyle yoğun adam triplerine girip selam sabah kesilmeyecek. İşte budur!

Önce engelledi, sonra sildi, vefasız!

Dün, sokağın köşesinde, sevdiği kızı görecek diye kök salıp yeşeren delikanlı bugün yine yeşil; bir farkla ki, masa başında bekliyor. O, küçük yeşil bir msn adam artık. Naz makamındaki hanım kız da saçlarını savurarak başını öte yana çevirmek yerine ‘dışarıda’ gösteriyor kendini, kim inanır, bal gibi masa başında… Nicedir mahalleye gelmeyen, kapının önünden geçmeyen, pardon, nicedir hep ‘kırmızı’ görünen gencin yeşil ışık yakmasını bekliyor. “Bekledim de gelmedin, sevdiğimi bilmedin…” Küsmeler, kapı çarpmalar, gönül koymalar, gönül almalar, can ciğer kuzu sarması olmalar nice zamandır boyut değiştirdi, bilmeyen yok; biz de zaten başka bir şey konuştuk. Memlekete internet gelir gelmez bağlanan bir daha da kopmayan üç gence msn âdâbını sorduk. “Hocam, nedir öyle, yoğun adam tripleri, bir meşgul sen misin bu âlemde, üzerinde kırmızı bir çizgi hep, selam veririz almazsın. Tövbe ya, bir daha ‘nbr’ yazarsak sana…”

Celal Baykan ve Ufuk Arslan iki ‘kanka’, birbirlerini on yıldır tanıyorlar. Celal, bilgisayar mühendisi, Ufuk bilgisayar programcısı… İkisi de Türkiye’ye internet geldikten bir iki ay sonra kabloları takmış, bir daha da çıkarmamış. İki ayrı âlemde yaşadıklarını kabul etmekle birlikte, internette başka kimliğe bürünmedikleri için belki de bir oyunun içinde olduklarını düşünmüyorlar. Ufuk mesela, msn’de birçok arkadaşı tuhaf bulduğu halde kendi ismini kullanıyor. Diyaloglar çoğunlukla şöyle; “Adın ne?” “E, Ufuk işte!” “Hayır, gerçek adın ya!” “Ufuk dedim ya!” Msn’in faydaları malum, dünyanın öteki ucundan bir arkadaşınla saatlerce konuşabilirsin, yeni doğan çocuğunu şehir dışındaki annene gösterebilirsin, dosya alır, dosya gönderirsin vs… Zararı nedir, msn bir insanı ne şekilde üzer yani? Mesela Celal, bir arkadaşının selamını, meşgul olduğu gerekçesiyle karşılıksız bırakır mı? “Arkadaşa bağlı.” diyor Celal, “Bakarsınız, sevdiğiniz bir arkadaşsa, iki eliniz kanda olsa bile cevap yazarsınız; ama pek hazzetmediğiniz biriyse, hiç görmemiş gibi yaparsınız.”

Msn’e eklediğiniz birini engellediğiniz ya da sildiğiniz oldu mu hiç? Bizim gençler, keyifli bir gülüşle karşılık veriyor. Eski zamanlara ait “Seni defterden silerim.” yollu tehditler sanal âlemde gerçeğe dönüşüyor galiba… Az önceki keyifli gülüşün altında da ‘silme’ eyleminin verdiği gizli bir rahatlama ve zafer duygusu yatıyor olmalı. Listeden ilk silinenler ‘kazara’ eklenenler. Bu her iki taraf için de normal karşılanıyor. Dramatik olan, iki arkadaşın birbirini silmesi zaten… Sorunun nerede başladığı mühim değil, gerçekte ya da sanal dünyada; ama son noktanın konduğu yer çoğunlukla msn oluyor. Celal’in tespitine göre, msn’de birbirini silen iki kişi, günlük hayatta da yüz yüze gelmiyor artık. Bir de arkadaşlarınızı Ufuk gibi mecburen silmek zorunda kaldıysanız, başınızın epey ağrımasını göze aldınız demektir.

Adresi ‘hack’lendiği için arkadaşlarının adresini korumak isteyen ve bu yüzden de bütün listeyi uçuran Ufuk, bunu izah etmekte epey zorlanmış. Her gün telefonlaştığı en yakın arkadaşları bile, “Beni nasıl silersin?” diye gönül koymuş. Sonradan mesele tatlıya bağlanmış; ama listede daha az görüştüğü kişiler, işin aslını sormak yerine misillemeyle cevap verdiği için onlarla bağlantı tamamen kopmuş. Ufuk msn’siz kaldığı o günlerde kısmî bir rahatlık yaşasa da ‘yalnızlık ve boşluk’ duygusu baskın çıkmış. “Orada uzak şehirlerden arkadaşların da içinde olduğu geniş bir kabilem vardı. Bir anda yok oldular. Dünyanızı komple almışlar, bir başınıza kalmış gibi oluyorsunuz. Telefon var ama her gün arayıp soramazsınız ki!”

Çevrimdışı yazmak ahlakî mi?

Gelelim, ‘engelleme’ durumuna. Kimse engellenmek istemez; ama herkes birilerini engeller. İnternetteki onlarca “Beni kim engelledi?” siteleri, bir tür ‘gerçek dostunuzu’ öğrenin çağrısı yapıyor; ama çoğu zaman ‘çok konuşan’ bir dosta o an cevap veremeyecek olmak bile ‘engelleme’ yöntemini akla getirebiliyor. Bu durumda ‘çevrimdışı’ yazmak daha makûl görünüyor; ama Celal pek de ahlakî bulmuyor bu yöntemi. Haksız da sayılmaz, bu işte bir sinsilik olduğu kesin, ben seni göremiyorum; ama sen beni görebiliyorsun, zırt diye ortaya çıkıyorsun sonra aynı hızla kayboluyorsun. Celal işi epey ciddiye almış, çevrimdışı yazanları bir programla yakalıyor ve fırçayı basıyormuş. Web tasarımcısı Nihan Esirgemez ise ‘çevrimdışı’ yazmak konusunda farklı düşünüyor; “Msn gün boyu offline olarak duruyor. Artık öyle olmak zorunda; çünkü seninle işi olan da olmayan da gelip buluyor. Bir anda çok farklı mecralara akabiliyorsun. Sen bambaşka bir havadasın, bir arkadaşın o havayı berbat edebilir. Etkiye çok açığız.”

MSN kullanmanın da bir âdâbı var

Msn âleminde, kullanıcıları sınırlayan bir adaptan söz edilebilir mi? Bu âlemle tanışıklığı epey eskilere dayanan Nihan Esirgemez, uyulması gereken kuralları sıralıyor: “Bir arkadaşınızın referansıyla tanımadığınız birini listenize ekleyecekseniz, arkadaşınız o kişiye önceden haber vermeli. Aksi takdirde bir odaya destursuz girmeye benzer yaptığınız. Gerçek hayatta bir insan saygılıysa dışarıda da saygılı olur. En yoğun işinizin arasında bile en azından ‘Seni daha sonra arayacağım ya da birazdan yazarım.’ demelisiniz. İstediğiniz kadar yoğun olun, msn orada açıksa, selama karşılık verilmeli. Eğer konuşamayacaksan msn’i açmayacaksın. Milleti psikopat etmenin gereği yok.” Bir de adam msn’de açık görünüyor; ama yazısı şu; “Çok kızgınım, bana dokunmayın.” Kızdıysan ne işin var orada? Amaç, dikkat çekmek, birilerinin ilgisini istemek, öyle biri için en büyük yıkım, kimsenin çıkıp da ‘Neyin var?’ diye sormaması olur. Peki, o kırmızı ‘meşgul’ çizgisinin gerçek anlamı nedir? Nihan gülüyor, “Aslında çoğu zaman hiçbir anlama gelmiyor. Siz ‘Meşgulüm girilmez!’ diyorsunuz; ama kimse bunu kale almıyor. Bazı arkadaşlarım ‘dışarıda’ görünüyorsam yazmak yerine telefon açar. Bazıları da ‘öğlen yemeğindeyim’ desem bile harıl harıl yazar. Aksini görmedikten sonra inanmak zorunda… Ne zaman ki ben ‘dışarıda’ göründüğüm halde geyik çeviririm, o zaman inanmaz. Bir de msn’e yeni eklenen kişi yüzünden eskilerin ihmal edildiği olur. Biz buna ‘yeninin cazibesine kapılmak’ diyoruz. Bu şekilde benim de gönül koyduğum arkadaşlar olmuştur; ama ‘anlık’ şeyler gözüyle bakarım. İnternet üzerinde yaptı, gerçek hayatta yapamaz derim.” diyor.

MSN’de sağlıklı iletişim biraz zor

Msn’deki onlarca ikon ya da ‘smile’, sağlıklı bir iletişim kurmak için yeterli mi? Celal ve Ufuk, “Hayır!” diyor. “Sorunları msn’de tartışmak iyi fikir olmayabilir. Jest yok, mimik yok, karşınızdaki üzgün mü anlayamazsınız, sesini duyamazsınız. Boşlukları kendi kafanızda tamamlıyorsunuz. Üstelik karşınızdaki kafası estiği zaman çekiverir bilgisayarın fişini, öylece kalırsınız.” Nihan da msn’de eski defterlerin açılmasından, sudan sebeplerle tartışma çıkmasından şikâyetçi. Sanal âlemde kaybettiği bazı arkadaşları için; “Yüz yüze konuşsak kopmayabilirdik.” diyor. Ona göre bu dünya, ‘boş vermişlik’ duygusunu besliyor. O liste kalabalık nasılsa, Elif giderse, Leyla var. Ama şimdi şu masadan kalkıp gitsek birimiz, gerideki tek başına kalakalır

Kas 22 2008

GENÇ VE DİRİ KALMAK İÇİN…Allah’ın 99 ismini zikretmek

Posted by muhammed in Din ve İslamiyet

Mesela sabırsız biri ‘Ya Sabır’ çekerek sabırlı olmayı başarabilir. Peki hangi ismi, günde kaç kez ve hangi halimiz için zikretmemiz gerekir? İşte cevabı…

Merhametsizlere ‘Er Rahim’, ‘Er Rahman’, aşırı sinirlilere ‘El Halim’, sevgi ve muhabbeti az olanlara ‘El Vedud’, nereye gideceğini bilemeyenlere ‘Er Reşid, sıkıntı içinde olanlara ‘El Vekil’… Esmaül Hüsna yani Allah’ın isim ve sıfatlarını günlük hayatta zikretmenin insana pratik yararları var. Bu konuda ilahiyatçılar da doktorlar da hemfikir. Esmaü’l Hüsna üzerinde araştırma yapan isimlerden Dr. Ender Saraç sinirli birinin ‘El-Halim’ esmasını çekerek daha halim selim biri olabileceğine inanıyor. Tıpkı sabırsız birinin ‘Ya Sabır’ çekerek sabırlı olmayı becerebilmesi, merhametsiz birinin ‘Er-Rahman, Er-Rahim’ çekerek merhamet sahibi olmayı başardığı gibi.