Ara 07 2009

Kornea nakli ne zaman yapılır?

Posted by muhammed in Sağlık

Bu durum hemen herkesin başına gelebilir
Diğer bir durum; eğer korneada yaralanma, derin doku kaybı olduysa yine kornea nakli gerekebilir. Diyelim ki bir trafik kazası sonucunda cam parçaları do­kunun içine girdi. O zaman da korneanın tekrar eski hali­ne getirilebilmesi için eksik parçaların, eksik bir bölümün tamamlanması lazım. Yani belli bir metrekare örtü koy­mak ya da cam koymak lazım, bir arabanın camı gibi. İşte bu durum acildir. Bu durumda uygun kornea bulunamaz­sa geçici başka dokular kullanılabilir. Bunun dışında kor­neanın keratakonus dediğimiz bir hastalığı var. Bu hasta­lıkta, kornea, koni gibi bir şekle dönüşüyor. Aslında küre­den bir parça gibi yuvarlak olması gerekirken, bu hasta­lıkta inceliyor ve koni gibi oluyor, sivriliyor ve bu da de­linme tehlikesi yaratıyor. Bir enfeksiyon değil, ama kor­neanın yapısının ince olmasından dolayı acilen kornea nakli yapmak gerekebilir. Bunun dışındaki nakil sebepleri acil değildir, ama bir an önce insanın hayatına devam ede­bilmesi, görmesi, okumayı öğrenmesi, okula gitmesi, gö­zünün tembel olmaması, çalışması için kornea naklini, herhangi bir bulanıklık olduğu zaman yapmak gerekir. Ama tabii bunlar saatler içerisinde yapılması gereken acil durumlar değildir.

Kornea naklinden sonra, organ reddinde olduğu gibi doku reddi olabiliyor mu?
Olabiliyor, ama daha az görülüyor, çünkü korneanın damarı yok. Damar olmadığı için o kişinin genetik özelligine bağlı maddeler korneaya kolaylıkla ulaşamıyor. Bu yüzden kornea reddi, kalp reddinden daha seyrek görü­len bir durum, çünkü orada kan damarı olmadığı için bu maddeler; yani kişinin kişiliğini tanımlayan maddeler, korneaya çok daha az geçiyor ve çok daha az ret olasılığı görülüyor. Buna ek olarak, yeni ilaçlarla, reddi daha ko­lay durdurabiliyoruz. Ancak kornea naklinden ancak bir yıl sonra esas görmeye ulaşılabiliyor, çünkü nasıl ki kazı­lan toprağın yerine yerleşmesi zaman alıyorsa, korneanın da tam yerine kaynaması, yerleşmesi zaman alıyor. Ve de aynı netlikte tekrar göstermeye başlaması ancak bir süre sonra olabiliyor. Yani aslında zor, uzun ve önemli bir iş­lem bu. O nedenle de kornea bankaları çok önemli. Çünkü bu zor işlem yapılırken kullanılan yeni korneanın uygun olması gerekli. Tabii bu arada hemen eklemem ge­rekiyor, göz nakli diye bir işlem yok, aslında yapılan sa­dece kornea nakli.

Doku uyuşmazlığı konusunda başka neler söylemek is­tersiniz?
Bu istenmeyen durumun gerçekleşmesini mümkün ol­duğu kadar aza indirmek için kornea bankalarından kor­nea isterken, kişilerin dokusal özelliklerini söylüyoruz. Ama bunlar dediğim gibi böbrekteki gibi tam oturması gereken özellikler değil. Önemli olan yaş, yaşın uyması.

Yaş önemli, öyle mi?
Evet, kornea naklinde alıcı ile vericinin yaşının da tut­ması gerekiyor.

Korneanızı koruyabilirsiniz
Aslında gözümüz birçok tehlikeye açık, değil mi?
Elbette! Mesela arabalarda kemer takmak o kadar, o kadar önemli ki! Kemer takmadığımız zaman bir kaza ge­çirdiğimizde, ilk olarak öndeki cama kafamızı vuruyoruz. Hele bazen ön koltuğa çocuk oturtturulduğunda, kişi sanki kendini korumak için çocuğunu oturtmuş gibi olu­yor. Ya da kucağına oturtuyor. Çünkü ilk kaza anında ar­kadan veya önden kim vurursa vursun, cama ilk vuracak olan çocuğun kafası ve dolayısıyla gözü oluyor. İnanılmaz bir durum bu.

Nasıl yapıyorlar anlamak güç sahiden
“Ben tutuyorum” diyor. Ne kadar tutulursa tutulsun, bir kemer kadar sağlam tutmaya imkan yok. Bazen de şo­för kucağına oturtuyor, çocuk direksiyon ile kendisinin arasında kalıyor. Yani bunlar çok tehlikeli durumlar tabii. Bütün bunların dışında, zaten kazanın nereden geleceği belli olmuyor. Ama “geliyorum” diyenler var elbette.

Dünyaya açılan penceremizi, yani korneamızı konuş­maya devam ediyoruz. Korneamızı korumak için ekstra önlem alabilir miyiz?
Evet! Korneayı korumak için bir; eğer riskli bir işte ça­lışıyorsanız, gözlük takmanız gerekir, mesela kaynak işiyle uğraşıyorsanız, araba tamircisiyseniz ya da odun kesiyor­sanız, yaptığınız iş sırasında gözünüze bir parça sıçrayacak gibiyse, mutlaka gözlük takmanız lazım. Bunun yanı sıra, enfeksiyonlara açık bir ortamda çalışıyorsanız, mesela hemşireyseniz, hekimseniz, cerrahsanız gene mümkün ol­duğu kadar gözlükle çalışmanız gerekir, yani etrafta risk varsa, riski engellemek için gözlük takmak şart. Bunların dışında, çocukların havai fişek, çatapat veyahut da küçük bir boru içinden üfleyerek birbirlerine kıvrılmış kâğıt at­malarını, sapanla oynamalarını engellemek lazım. Ben o minicik kıvrılmış kâğıtla delinmiş kornea ve hatta göz merceği gördüm.

O kadar tehlikeli
O kadar tehlikeli. Bütün bunları önlemek için ailelerin dikkatli olmaları ve eğitim şart. Bunlar risk ise, riskleri or­tadan kaldırmak için ya bunları yapmayacağız ya da işi­miz gereği mutlaka yapmak zorundaysak, gözlük takaca­ğız. Bunun dışında korneamızı korumak için yapmamız gereken, tabii ki kavgadan, yumruklardan veya her türlü travmadan uzak durmak.

Yani barış
Evet, göz ve kornea sağlığı için barış şart.

Oca 05 2009

1. Elektromanyetik radyasyonun canlılar üzerindeki etkileri nelerdir?

Posted by muhammed in Sağlık

RF elektromanyetik dalgalarının foton enerjileri, atomları ve molekülleri iyonlaştıracak
düzeyde değildir. Elektromanyetik radyasyonun göreceli olarak düşük frekanslı biçimleri
olan görünen ışık, kızılötesi radyasyon ve RF dalgalar iyonlaştırıcı olmayan radyasyona
örnektir.
Ortamdaki iyonlaştırıcı olmayan elektromanyetik dalgaların etkisinde kalma sonucunda
canlılarda iki tür etki oluşabilir: Isıl etkiler ve ısıl olmayan etkiler.
Isıl etkiler, vücut tarafından yutulan elektromanyetik enerjinin ısıya dönüşmesi ve vücut
sıcaklığını arttırması olarak tanımlanır. Bu sıcaklık artışı, ısının kan dolaşımı ile atılarak
dengelenmesine dek sürer. Cep telefonları gibi RF kaynaklarının sebep olabileceği
sıcaklık artışı gerçekte çok düşüktür ve büyük olasılıkla vücudun normal mekanizmaları
ile kolayca etkisizleştirilebilir. Cep telefonu ile beyinde oluşabilecek sıcaklık artışı
ortalama 0,1∞C dolayındadır [11].
Isıl olmayan etkilere bağlı olarak RF dalgaların etkili olduğu iddia edilen bozukluk ve
hastalıklar arasında beyin aktivitelerinde değişiklikler, uyku bozuklukları, dikkat
bozuklukları, baş ağrıları bulunmaktadır. Ancak bu riskler çok yüksek deneysel dozlar ve
sürelerde geçerli olabilir ve cep telefonları gibi kullanımlar için geçerli değildir.
Yüksek enerjili iyonlaştırıcı elektromanyetik dalgalar, DNA ve genetik malzemeyi
kapsayan biyolojik dokuda hasara yol açabilen moleküler değişikliklere yol açabilirler.
Bu etkinin olabilmesi için dokunun x-ışınları ve gama ışınları gibi yüksek enerjili
fotonlarla etkileşmesi gerekir.

Kas 23 2008

MSN’de gezenler şimdi iyi dinleyin

Posted by muhammed in Bilgisayar, İlginç Bilgiler

MSN bazı durumlarda keder verir. “Ben silinecek insan mıyım ya!” diyerek odaya dalar bir arkadaş. Gel de teselli et!

Bir başkası selama karşılık vermez, öteki aylardır çevrim dışı, hayırdır inşallah! Sonra anlarsınız ki kırmızı bir çizgi çekmiş üzerinize, basbayağı engellemiş sizi.

Vay hayırsız vay! Sanal âlemin dertleri işte! Bir taraftan ne hoş aslında, yüz yüze dönen iki küçük mavi yeşil adam, kocaman bir dünyayı önünüze açıyor; bütün arkadaşlar orada; ama o dünya aynı zamanda başınıza iş açıyor. Şifrenizin kırılması, mailinizin patlatılması da bir dert; ama asıl dert, meşgul olduğunuza bir türlü inanmayan ‘geveze’ arkadaşlar. Öyledir işte, biri hiç konuşmaz, öteki susmak bilmez. Sonra bir başkası hiç ortalarda yokken bir köşeden ‘ce’ yapar, ses var görüntü yok! İsterse yazar, istemezse yazmaz, nasıl bir sinsiliktir bu? Bir de akrabalarla hep aynı monotonlukta devam eden muhabbetler vardır, “‘Nasılsın kuzen?’ ‘İyidir.’ ‘Sen?’ ‘Ben de iyiyim’. ‘Evdekiler nasıl?’ ‘Onlar da iyi.’ Ertesi gün yine aynı sözler, değişen bir şey yok. Yahu bu MSN de yakınlaştırayım derken koparıyor mu yoksa? Bak bir tanesi şefkat bekliyor şimdi, hem online görünüyor hem de “Çok kızgınım bana dokunmayın” diyor. Ne acıklı bir durum! Belli ki ilgi bekliyor; ama kim çekecek nazını?

MSN’de gezenler, gözlerini süzenler şimdi iyi dinleyin, bu âlemin de bir adabı, ahlakı var, arkadaşlar üzülmeyecek, naz niyaz çekilecek, öyle yoğun adam triplerine girip selam sabah kesilmeyecek. İşte budur!

Önce engelledi, sonra sildi, vefasız!

Dün, sokağın köşesinde, sevdiği kızı görecek diye kök salıp yeşeren delikanlı bugün yine yeşil; bir farkla ki, masa başında bekliyor. O, küçük yeşil bir msn adam artık. Naz makamındaki hanım kız da saçlarını savurarak başını öte yana çevirmek yerine ‘dışarıda’ gösteriyor kendini, kim inanır, bal gibi masa başında… Nicedir mahalleye gelmeyen, kapının önünden geçmeyen, pardon, nicedir hep ‘kırmızı’ görünen gencin yeşil ışık yakmasını bekliyor. “Bekledim de gelmedin, sevdiğimi bilmedin…” Küsmeler, kapı çarpmalar, gönül koymalar, gönül almalar, can ciğer kuzu sarması olmalar nice zamandır boyut değiştirdi, bilmeyen yok; biz de zaten başka bir şey konuştuk. Memlekete internet gelir gelmez bağlanan bir daha da kopmayan üç gence msn âdâbını sorduk. “Hocam, nedir öyle, yoğun adam tripleri, bir meşgul sen misin bu âlemde, üzerinde kırmızı bir çizgi hep, selam veririz almazsın. Tövbe ya, bir daha ‘nbr’ yazarsak sana…”

Celal Baykan ve Ufuk Arslan iki ‘kanka’, birbirlerini on yıldır tanıyorlar. Celal, bilgisayar mühendisi, Ufuk bilgisayar programcısı… İkisi de Türkiye’ye internet geldikten bir iki ay sonra kabloları takmış, bir daha da çıkarmamış. İki ayrı âlemde yaşadıklarını kabul etmekle birlikte, internette başka kimliğe bürünmedikleri için belki de bir oyunun içinde olduklarını düşünmüyorlar. Ufuk mesela, msn’de birçok arkadaşı tuhaf bulduğu halde kendi ismini kullanıyor. Diyaloglar çoğunlukla şöyle; “Adın ne?” “E, Ufuk işte!” “Hayır, gerçek adın ya!” “Ufuk dedim ya!” Msn’in faydaları malum, dünyanın öteki ucundan bir arkadaşınla saatlerce konuşabilirsin, yeni doğan çocuğunu şehir dışındaki annene gösterebilirsin, dosya alır, dosya gönderirsin vs… Zararı nedir, msn bir insanı ne şekilde üzer yani? Mesela Celal, bir arkadaşının selamını, meşgul olduğu gerekçesiyle karşılıksız bırakır mı? “Arkadaşa bağlı.” diyor Celal, “Bakarsınız, sevdiğiniz bir arkadaşsa, iki eliniz kanda olsa bile cevap yazarsınız; ama pek hazzetmediğiniz biriyse, hiç görmemiş gibi yaparsınız.”

Msn’e eklediğiniz birini engellediğiniz ya da sildiğiniz oldu mu hiç? Bizim gençler, keyifli bir gülüşle karşılık veriyor. Eski zamanlara ait “Seni defterden silerim.” yollu tehditler sanal âlemde gerçeğe dönüşüyor galiba… Az önceki keyifli gülüşün altında da ‘silme’ eyleminin verdiği gizli bir rahatlama ve zafer duygusu yatıyor olmalı. Listeden ilk silinenler ‘kazara’ eklenenler. Bu her iki taraf için de normal karşılanıyor. Dramatik olan, iki arkadaşın birbirini silmesi zaten… Sorunun nerede başladığı mühim değil, gerçekte ya da sanal dünyada; ama son noktanın konduğu yer çoğunlukla msn oluyor. Celal’in tespitine göre, msn’de birbirini silen iki kişi, günlük hayatta da yüz yüze gelmiyor artık. Bir de arkadaşlarınızı Ufuk gibi mecburen silmek zorunda kaldıysanız, başınızın epey ağrımasını göze aldınız demektir.

Adresi ‘hack’lendiği için arkadaşlarının adresini korumak isteyen ve bu yüzden de bütün listeyi uçuran Ufuk, bunu izah etmekte epey zorlanmış. Her gün telefonlaştığı en yakın arkadaşları bile, “Beni nasıl silersin?” diye gönül koymuş. Sonradan mesele tatlıya bağlanmış; ama listede daha az görüştüğü kişiler, işin aslını sormak yerine misillemeyle cevap verdiği için onlarla bağlantı tamamen kopmuş. Ufuk msn’siz kaldığı o günlerde kısmî bir rahatlık yaşasa da ‘yalnızlık ve boşluk’ duygusu baskın çıkmış. “Orada uzak şehirlerden arkadaşların da içinde olduğu geniş bir kabilem vardı. Bir anda yok oldular. Dünyanızı komple almışlar, bir başınıza kalmış gibi oluyorsunuz. Telefon var ama her gün arayıp soramazsınız ki!”

Çevrimdışı yazmak ahlakî mi?

Gelelim, ‘engelleme’ durumuna. Kimse engellenmek istemez; ama herkes birilerini engeller. İnternetteki onlarca “Beni kim engelledi?” siteleri, bir tür ‘gerçek dostunuzu’ öğrenin çağrısı yapıyor; ama çoğu zaman ‘çok konuşan’ bir dosta o an cevap veremeyecek olmak bile ‘engelleme’ yöntemini akla getirebiliyor. Bu durumda ‘çevrimdışı’ yazmak daha makûl görünüyor; ama Celal pek de ahlakî bulmuyor bu yöntemi. Haksız da sayılmaz, bu işte bir sinsilik olduğu kesin, ben seni göremiyorum; ama sen beni görebiliyorsun, zırt diye ortaya çıkıyorsun sonra aynı hızla kayboluyorsun. Celal işi epey ciddiye almış, çevrimdışı yazanları bir programla yakalıyor ve fırçayı basıyormuş. Web tasarımcısı Nihan Esirgemez ise ‘çevrimdışı’ yazmak konusunda farklı düşünüyor; “Msn gün boyu offline olarak duruyor. Artık öyle olmak zorunda; çünkü seninle işi olan da olmayan da gelip buluyor. Bir anda çok farklı mecralara akabiliyorsun. Sen bambaşka bir havadasın, bir arkadaşın o havayı berbat edebilir. Etkiye çok açığız.”

MSN kullanmanın da bir âdâbı var

Msn âleminde, kullanıcıları sınırlayan bir adaptan söz edilebilir mi? Bu âlemle tanışıklığı epey eskilere dayanan Nihan Esirgemez, uyulması gereken kuralları sıralıyor: “Bir arkadaşınızın referansıyla tanımadığınız birini listenize ekleyecekseniz, arkadaşınız o kişiye önceden haber vermeli. Aksi takdirde bir odaya destursuz girmeye benzer yaptığınız. Gerçek hayatta bir insan saygılıysa dışarıda da saygılı olur. En yoğun işinizin arasında bile en azından ‘Seni daha sonra arayacağım ya da birazdan yazarım.’ demelisiniz. İstediğiniz kadar yoğun olun, msn orada açıksa, selama karşılık verilmeli. Eğer konuşamayacaksan msn’i açmayacaksın. Milleti psikopat etmenin gereği yok.” Bir de adam msn’de açık görünüyor; ama yazısı şu; “Çok kızgınım, bana dokunmayın.” Kızdıysan ne işin var orada? Amaç, dikkat çekmek, birilerinin ilgisini istemek, öyle biri için en büyük yıkım, kimsenin çıkıp da ‘Neyin var?’ diye sormaması olur. Peki, o kırmızı ‘meşgul’ çizgisinin gerçek anlamı nedir? Nihan gülüyor, “Aslında çoğu zaman hiçbir anlama gelmiyor. Siz ‘Meşgulüm girilmez!’ diyorsunuz; ama kimse bunu kale almıyor. Bazı arkadaşlarım ‘dışarıda’ görünüyorsam yazmak yerine telefon açar. Bazıları da ‘öğlen yemeğindeyim’ desem bile harıl harıl yazar. Aksini görmedikten sonra inanmak zorunda… Ne zaman ki ben ‘dışarıda’ göründüğüm halde geyik çeviririm, o zaman inanmaz. Bir de msn’e yeni eklenen kişi yüzünden eskilerin ihmal edildiği olur. Biz buna ‘yeninin cazibesine kapılmak’ diyoruz. Bu şekilde benim de gönül koyduğum arkadaşlar olmuştur; ama ‘anlık’ şeyler gözüyle bakarım. İnternet üzerinde yaptı, gerçek hayatta yapamaz derim.” diyor.

MSN’de sağlıklı iletişim biraz zor

Msn’deki onlarca ikon ya da ‘smile’, sağlıklı bir iletişim kurmak için yeterli mi? Celal ve Ufuk, “Hayır!” diyor. “Sorunları msn’de tartışmak iyi fikir olmayabilir. Jest yok, mimik yok, karşınızdaki üzgün mü anlayamazsınız, sesini duyamazsınız. Boşlukları kendi kafanızda tamamlıyorsunuz. Üstelik karşınızdaki kafası estiği zaman çekiverir bilgisayarın fişini, öylece kalırsınız.” Nihan da msn’de eski defterlerin açılmasından, sudan sebeplerle tartışma çıkmasından şikâyetçi. Sanal âlemde kaybettiği bazı arkadaşları için; “Yüz yüze konuşsak kopmayabilirdik.” diyor. Ona göre bu dünya, ‘boş vermişlik’ duygusunu besliyor. O liste kalabalık nasılsa, Elif giderse, Leyla var. Ama şimdi şu masadan kalkıp gitsek birimiz, gerideki tek başına kalakalır

Kas 22 2008

GENÇ VE DİRİ KALMAK İÇİN…Allah’ın 99 ismini zikretmek

Posted by muhammed in Din ve İslamiyet

Mesela sabırsız biri ‘Ya Sabır’ çekerek sabırlı olmayı başarabilir. Peki hangi ismi, günde kaç kez ve hangi halimiz için zikretmemiz gerekir? İşte cevabı…

Merhametsizlere ‘Er Rahim’, ‘Er Rahman’, aşırı sinirlilere ‘El Halim’, sevgi ve muhabbeti az olanlara ‘El Vedud’, nereye gideceğini bilemeyenlere ‘Er Reşid, sıkıntı içinde olanlara ‘El Vekil’… Esmaül Hüsna yani Allah’ın isim ve sıfatlarını günlük hayatta zikretmenin insana pratik yararları var. Bu konuda ilahiyatçılar da doktorlar da hemfikir. Esmaü’l Hüsna üzerinde araştırma yapan isimlerden Dr. Ender Saraç sinirli birinin ‘El-Halim’ esmasını çekerek daha halim selim biri olabileceğine inanıyor. Tıpkı sabırsız birinin ‘Ya Sabır’ çekerek sabırlı olmayı becerebilmesi, merhametsiz birinin ‘Er-Rahman, Er-Rahim’ çekerek merhamet sahibi olmayı başardığı gibi.

Kas 21 2008

ÇOKÇA TÜKETİLMESİ GEREKEN BESİNLERDEN BİRİ:soğan

Posted by muhammed in Sağlık, vitaminler

Piramidin içine bile konulan gıda
Kan şekeri ve tansiyon düşürücü etkisinin yanı sıra pek çok vücut fonksiyonu üzerine de olumlu etkisi bulunuyor.

Soğanın antibakteriyel etkisinden faydalanılarak salgın hastalıklarla mücadelede eski devirlerden beri kullanılmakta olduğu biliniyor. Mısır piramitlerinin inşası sırasında bin 600 gümüş talenlik değerde soğan, turp ve sarımsak dağıtıldığı ve piramitlere konulduğu kaydediliyor.

Soğanın sağlık üzerine etkileri ise şunlar:

- İdrar söktürüyor.
- Kan şekerini düşürüyor.
- Mide asidini arttırıcı ve sindirimi kolaylaştırıcı etkisi var.
- Bağırsak hareketlerini artırıyor.
- Müshil etkisi var.
- Antibakteriyel özelliğe sahip.
- Yara iyileşmesini kolaylaştırıyor.
- Tansiyonu düşürüyor.
- Kalp fonksiyonlarını destekliyor.

Kas 21 2008

CHP öğrencileri burslarından etti

Posted by muhammed in Burs Veren Kurum ve Kuruluşlar

Yüksek Mahkeme CHP’nin açtığı davayı karara bağladı. Belediyeler öğrencilere doğrudan burs ve kredi veremeyecek. Burslar, kararın resmi gazetede yayımlandığı gün kesilecek.

CHP’NİN açtığı davayı karara bağlayan Anayasa Mahkemesi, 5102 sayılı ‘’Yükseköğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanun’’unun 2. maddesinin 2. fıkrasına ilişkin iptal kararı verdi. Yüksek Mahkeme, belediyeler hariç kamu kurum ve kuruluşlarının yükseköğrenim öğrencilerine burs ve kredi vermelerini yasaklayan ancak bildirimde bulunacakları Yurt-Kur vasıtasıyla ödeme yapabileceklerine yönelik hükmün, ‘’belediyeler hariç’’ ibaresini iptal etti. Yüksek Mahkeme’nin bu kararına göre artık belediyeler de öğrencilere doğrudan burs ve kredi veremeyecek, burs ve kredi verilmesini öngördükleri yüksek öğrenim öğrencilerini, yüksek öğrenim kredi ve yurtlar kurumuna bildirecek.

Kas 15 2008

Peygamberimiz’den ALTIN tavsiyeler

Posted by muhammed in Din ve İslamiyet

Bir gün, bir adam Peygamber Efendimiz’in yanına gelerek, “Size dünya ve ahiretle alakalı soracak sorularım var.” der.

Bunun üzerine Peygamberimiz o kimseye, “Ne istiyorsan sor.” buyururlar. Ardından o kişi ile Peygamber Efendimiz arasında bizim de pek çok dersler çıkarabileceğimiz şu diyalog yaşanır:

İnsanların en zengini olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?

Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.

İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum.

İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.

İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.

Kendin için istediğini insanlar için de istersen insanların en adili olursun.

İnsanlar içinde Allah’a en yakın, O’nun en has kullarından olmak istiyorum.

Allah’ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman Allah’ın en has kulu olursun.

Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.

Allah’a, O’nu görüyor gibi ibadet et, her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görüyor.

İmanımı kemale erdirmek istiyorum.

Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.

Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum.

Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun. Önce kendine ve insanlara merhamet et ki; Allah da sana merhamet etsin.

Günahlarımın azalmasını istiyorum.

İstiğfar ederek günahlarının bağışlanması için Allah’a yalvarırsan günahların azalır.

İnsanların en kerimi olmak istiyorum.

Allah’a kullarını şikayet etmezsen insanların kerimi olursun.

Rızkımın bol olmasını istiyorum.

Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.

Allah ve Resulü tarafından sevilmek istiyorum.

O zaman Allah ve Resulü’nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.

Allah’ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.

Kimseye kızmazsan Allah’ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.

Duamın kabul edilmesini istiyorum.

Haramlardan sakınırsan duaların kabul olur.

Allah’ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.

Namusunu koruyup iffetli ol ki; insanlar yanında rezil olmayasın.

Allah’ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.

Kardeşlerinin ayıplarını örtersen Allah da senin ayıplarını örter.

Benim günahlarımı ne siler?

Gözyaşların, hudûun (saygıyla Allah’a kulluğun) ve hastalıklar.

Allah yanında hangi özellikler daha faziletlidir?

Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza.

Allah yanında en büyük günah hangisidir?

Kötü ahlak ve Allah’ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.

Rahman Allah’ın rahmetini ne coşturur?

Gizliden gizliye sadaka vermek ve sıla-i rahim (akrabaları ziyaret ve görüp gözetmek).

Cehennem ateşini ne söndürür?

Oruç.

(Ali el-Müttaki, Kenzu’l-Ummal, 16/127-129)

Kas 12 2008

Yıllarca Kuran-ı, ezanı yasaklayıp camileri ahıra çeviren zihniyet

Uzun zamandır tırmandırılmaya çalışılan toplumsal gerilimin son kozu Aleviler üzerinden çatışma meydana getirmekti.

Bugünlerde bu süreci yaşıyoruz.

Bazı Alevi derneklerinin Ankara’da yaptığı yürüyüşe Alevi vatandaşların büyük çoğunluğunun destek vermemesi bu çatışmadan medet umanları fena çıldırttı.

Bir kısım çevreler Alevi vatandaşları bilinçli ve organize bir gaza getirme kıskacına almış durumda.

Alevilerin bugüne kadar ezildiğini, dayatıldığını ve baskı altında tutulduğunu iddia eden çevreler bir türlü başaramadıkları ihanet planlarına adam toplamaya çalışıyorlar.

Tahrik kokan cümlelerle kardeşi kardeşe vurdurmaya çalışanların maalesef bugünlerde gazete köşelerinden fazlaca sesi çıkıyor.

Alevileri; yerleri yurtları ele geçirilmiş azınlık gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, bunu yapanın da İslamiyet olduğunu pompalayarak iki taraflı kışkırtma operasyonu yürütüyor.

Üzerinde yaşadığımız Anadolu topraklarının aslında Alevilerin yurtları olduğunu, Osmanlı fetihleriyle buraların İslamlaştırıldığını savunan bu zihniyet akıllarınca lafı ‘Alevi vatandaşlara ne duruyorsunuz, ayaklanın’ demeye getiriyor.

Ve Yavuz Sultan Selim’in Alevi katliamı yaptığını savunacak kadar tarih bilgisinden yoksun bu cahiller, Alevilerin soykırıma uğradığını iddia ederek yeni bir tartışmanın fitilini ateşlemeye çalışıyor.

Güya bu topraklarda Yavuz Sultan Selim ile birlikte 1517’den beri dönekler, dönmeyenlere zulmediyorlarmış.

Yani Aleviler dönmeyenler, Alevi olmayanlar da dönekler oluyor.

Sorun, Araplaşan Türklerle, Türklüğünü koruyan Aleviler arasındaymış.

Yani Aleviler gerçek Türk, Alevi olmayanlar Araplaşmış oluyor.

Sorun, Türkçeleştirilen İslamiyet’le, Arap İslamiyet’ine biat edenler arasında yaşanıyormuş.

Yani ezanı ‘Tanrı uludur’ diye okuyanlar gerçek Türk, ‘Allahu ekber’ diye okuyanlar Arap İslamiyetine biat etmiş dönekler öyle mi ?

Hikaye okumayı bırakıp da şunu adam gibi söylesenize.

Asıl derdimiz Alevilik falan değil. Bizim derdimiz İslamiyetle desenize.

Beş vakit ezanı duymak bizi çıldırtıyor desenize.

Bu millet dinine yöneldikçe biz deliriyoruz desenize.

Yıllarca Kuran-ı, ezanı yasaklayıp camileri ahıra çeviren zihniyet sizinki değil mi ?

Atatürk’ün cenazesini bile soytarılığa çevirip camiye götürmeyen, Türkçe cenaze namazı kıldıran mantık sizinki değil mi ?

Bugün de akılları İslamiyet’i kendi sapık düşüncelerine alet etmekten öte gidemeyen bir takım sözde din adamlarıyla nasıl gazeteci oldukları malum kanatlı Paris kırıkları boşuna uğraşıyor.

Ne yaparsanız yapın size inat kavga etmeyeceğiz.

Ne yaparsanız yapın bizi çatıştıramayacaksınız.

Biz Aleviyiz.

Biz Sünniyiz.

Ve hepimiz Müslümanız.

Ha ille de bu topraklarda yaşayanları bahsettiğiniz gibi dönekler ve dönmeyenler olarak ayırmak gerekiyorsa bu ülkede Alevisiyle Sünnisiyle bir bütün olan dönmeyenler ve sizin gibi ne tohumu olduğu belirsiz dönekler var.

İşte bunda haklısınız.

Kas 11 2008

BİLGİSAYARLA ZİHİN KONTROLÜ

Posted by muhammed in Bilgisayar, Bilim

Beyni hasar gören hastalarla düşünce yoluyla iletişim kurmayı sağlayan bir bilgisayar geliştirildi.

Portsmouth Üniversitesi’nden bilgisayar araştırmacısı, beyni hasar görmüş hastalara düşünce gücüyle iletişim kurma şansı veren bir bilgisayar geliştirdi. Medikal Laboratuar Dünyası isimli dergide yer alan Dr Paul Gnanayutham’ın bu uygulaması şöyle işleyecek:

“Sistem naninvaziv olarak işleyecek ve problar (Analitik, elektromanyetik ya da ultrasonik aygıtların ucunda bir alıcı bulunan hareketli kısım) saç bandına tutturarak kişinin başına takılıyor. Saç bandı beyin dalgalarını (EEG), kas hareketleri (elektromiyografi) ve göz hareketlerini (EOG) topluyor. Bu sinyaller daha sonra amplifikatöre aktarılıyor. Bu şu anlama geliyor: Bilgisayar beyin-vücut arabirimini izole edebiliyor ve bunu imleci kontrol etmek için kullanıyor. Sistem sadece ilaçla yatıştırılmayan, uyutulmayan hastalar üzerinde kullanılabiliyor. Hastalar, gözlerini sağa ve sola hareket ettirerek imleci de sağa ve sola yönlendirecek; kaşlarını da aşağı ve yukarı kaldırarak imleci yukarı ve aşağı hareket ettirecek. Eğer hastalar düşüncelerini, isteklerini gözünde canlandırırsa beyin dalgaları bilgisayar tarafından okunabilecek. İmleç ekranda listelenen “Evet”, “Hayır”, “Teşekkür ederim”, “Televizyonu kapat”, “Işıkları aç, kapat” gibi basit komutları işaret edecek. ”

Kas 09 2008

Çocuğum bilgisayarı ne kadar kullanmalı?

Posted by muhammed in Şu Anda Kategori Arıyor

Çocukların çoğu normal olarak sınırları zorlamak ister. Bununla beraber aileler bu konuda duyarsız kalırsa çocukta zararlı etkilerle davranış ve kişilik bozuklukları görülür. Bunu önlemek için çocuğun uygun arkadaş seçimine destek olmalı. Arkadaş aileleriyle tanışmak ve diğer veliler ile disiplin konusunda dayanışma içinde olmak da akran etkisini yapıcı hale dönüştürür.

Kullanımda süre sınırı olmalı mı?

Bu ancak aşırı düşkünlükte yapılabilir. Çocukların gün içinde yapması gereken şeyler bellidir. Sağlıklı bir çocuk beslenmeye, uykuya, derslerine, ödevlerine hobilerine, kitap okumaya ve bilgisayarda yapılacak birçok şeye (oyun, araştırma, arkadaşlarla iletişim, müzik, genel kültür vs.) ayıracağı zamanı uygun disiplin de sağlandığında sorumluluk duygusu ile süre belirtilmese de kendisi belirleyebilir. Normalde çocuklar biyolojik saatlerinin de yardımıyla özdenetim sağlarlar. Kendisini kaptırma veya motivasyonu kaybetme durumunda anne baba tutumları önemlidir. Anne baba tarafından yaşına ve kişiliğine uygun yöntemler (mesela bu konuda süre veya site kontrolü sağlayan bilgisayar programlarının indirilip veya satın alınıp yüklenmesi gibi) uygulanması aşırıya gitmesini önleyecektir.

Anne baba elinden geldiği kadar çocukla ilgilendiği halde çocuk bilgisayar başında saatlerce kalıyorsa ne yapılmalı?

Çocukta ailenin bütün çabalarına rağmen bilgisayara aşırı düşkünlük ve zaman algı problemi varsa bu başka psikolojik veya organik problemlerle alakalı olabilir. Bunun için ruh ve beden sağlığı açısından kontrolden geçirilmelidir.

 

 

Bilgisayar çocuk odasında olabilir mi?

Üniversite çağından önce çocuk ve genç odalarında bilgisayar ve internet olmasının birçok riskleri var. Çocuğun dikkatini dağıtma ihtimali ile birlikte uygun olmayan sitelere girme riski de mevcut. Aslında aynı risk televizyon için de geçerli. Bu problem çocuğa manevi ve ahlaki değerlerin sağlam bir şekilde benimsetilmesi ile önlenebilir. Bununla beraber çocuk ve gençler akran veya sosyal çevre etkisinde kalabilirler. Sonuçta merak duygusu sınırları zorlamalarına ve kendilerini kontrol edememelerine yol açabilir. Bu nedenle kontrol önemlidir. Bilgisayarın oturma odasında olması ve kısa süreli kullanımı en uygun olanıdır. İnternette araştırma yapılarak hazırlanması gereken ödevler genelde çok uzun süre almıyor. Mesela ilköğretim çağındaki çocuk için en fazla bir saatlik bir araştırma ile konu ile ilgili bilgiyi toparlamak mümkündür.